1 Eylül, insanlığın savaşların yarattığı yıkımı hatırlaması ve barışın ortak bir değer olarak savunulması gereken gündür.
Bugün, Nazi barbarlığının üzerinden geçen onca yıla rağmen dünya savaşlardan arınmış değildir.
Gazze’de sivillerin yaşam hakkı, sağlık hizmetlerine erişimi ve temel insani ihtiyaçları ağır biçimde tehdit edilmeye devam etmektedir. Ukrayna’da savaş sürmektedir. Sudan’da yıllardır devam eden çatışmalar milyonlarca insanı yerinden etmiş, açlık ve insani kriz derinleşmiştir. Myanmar ve dünyanın farklı bölgelerinde de silahlı çatışmalar sivillerin yaşamını tehdit etmektedir. 2026 yılında çatışma bölgelerinde sağlık tesislerine, sağlık çalışanlarına ve hastalara yönelik saldırıların dahi artarak sürmesi, savaş hukukunun ve uluslararası hukukun ne ölçüde ağır bir tehdit altında olduğunu göstermektedir.
Savaşın olduğu yerde hukuk geri çekilir, insan hakları ihlal edilir, çocuklar ölür, kentler yıkılır, insanlar yerlerinden edilir. Haksız savaşların bedelini emekçi halklar öder.
Ülkemiz de barışın ve demokrasinin güçlendirilmesine her zamankinden fazla ihtiyaç duymaktadır. Toplumsal barışın güçlendirilmesi ve herkesin eşit yurttaşlık temelinde hak ve özgürlüklerden yararlanabilmesi, ülkemizin demokratik geleceği açısından ertelenemez bir sorumluluktur.
Barışın kalıcılaşması ; hukukun üstünlüğünün, demokratik kurumların, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün ve demokratik siyasetin güvence altına alınmasıyla mümkündür. Farklı düşüncelerin suç, eleştiri ve itirazın tehdit olarak görüldüğü; demokratik siyasetin ve toplumsal muhalefetin baskı altında tutulduğu bir ortamda kalıcı barışın tesis edilmesi mümkün değildir.
Bugün Türkiye’de barışı savunmak; yaşam hakkını, özgürlüğü, adaleti, eşit yurttaşlığı ve demokratik hukuk devletini birlikte savunmaktır. Barış hakkı yalnızca savaşın olmadığı bir geleceğe değil, herkesin onuruyla ve eşit haklarla yaşayabildiği toplumsal düzene ilişkin temel bir haktır.
İzmir Barosu olarak; hangi gerekçeyle ve hangi güç tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, haksız savaşların, sivilleri hedef alan saldırıların, zorla yerinden etmelerin, işkencenin ve uluslararası hukukun ağır ihlallerinin karşısındayız.
Barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış; insanların eşit, özgür ve güven içinde yaşayabilmesi, haklarının güvence altında olması ve uyuşmazlıkların hukuk yoluyla çözülebilmesidir.
Savaş kaçınılmaz değildir. Şiddet kader değildir. Barış mümkündür.
Kalıcı barış; devletlerin ve tüm aktörlerin uluslararası hukuka, insan haklarına ve insancıl hukuk kurallarına bağlılığıyla; uyuşmazlıkların şiddet yerine müzakere ve hukuk yoluyla çözülmesiyle mümkündür. Uluslararası hukukun güçlülerin değil herkesin hukuku haline gelmesi, çifte standartların son bulması ve yaşam hakkının her koşulda korunması için mücadele etmek hepimizin sorumluluğudur.
Ülkemizde de barışın toplumsallaşması; çatışmaların sona erdirilmesi, demokratik çözüm yollarının güçlendirilmesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve hukuk devletinin tüm kurumlarıyla işler hale getirilmesinden geçmektedir. Barışın dili; inkârın, ayrımcılığın, nefretin ve şiddetin değil, eşit yurttaşlığın, özgürlüğün, adaletin ve birlikte yaşama iradesinin dili olmalıdır.
İzmir Barosu olarak, barış hakkını savunmayı; yaşam hakkını, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve demokratik toplum düzenini savunmak olarak görüyor, savaşsız ve şiddetsiz bir dünya için mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Yaşasın barış!