HABERLER

🏠  Anasayfa  ➝  Haberler

Cezasızlığın Zırhı, Hakikatin Duvarına Çarpacak

Sayfayı Yazdır Küçük Font Büyük Font

12:51 . 27 Haziran 2026

26 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü olarak kabul edilmiştir. Ancak bugün yalnızca geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlallerini anma günü değil, aynı zamanda işkencenin farklı biçimlerde sürdürülmesine karşı mücadeleyi büyütme ve insanlık onurunu savunma günüdür.

 

İşkence yasağı, herhangi bir devletin lütfu değil, insanlığın yüzyıllar boyunca yürüttüğü mücadelesinin ortak kazanımıdır. Bu nedenle hiçbir siyasal iktidar, hiçbir olağanüstü koşul, hiçbir güvenlik politikası ve hiçbir kamu düzeni gerekçesi işkenceyi meşrulaştıramaz. İnsan onuru hiçbir koşulda pazarlık konusu yapılamaz.

 

Ne var ki günümüzde işkence, yalnızca karanlık sorgu odalarında uygulanan fiziksel şiddetten ibaret değildir. İşkence; gözaltında uygulanan kötü muamelede, 19 Mart protestolarının ardından gözaltına alınan öğrencilere yönelik darp ve ters kelepçede, cezaevlerinde dayatılan tecritte, çıplak arama uygulamalarında, hasta mahpusların tedaviye erişiminin engellenmesinde, Onur Haftası etkinliklerinde LGBTİ+’lara yönelik gözaltı ve kolluk müdahalelerinde, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kullanan yurttaşlara yönelen orantısız kolluk şiddetinde, Michael Adufu örneğinde olduğu gibi mültecilere yönelik insanlık onurunu yok sayan kötü muamelelerde, korkutmayı ve sindirmeyi amaçlayan her türlü devlet pratiğinde karşımıza çıkmaktadır.

 

Ülkemizde her gün hak arama mücadelesi veren işçilerin, öğrencilerin, kadınların, gazetecilerin, avukatların, sendikacıların ve demokratik kitle örgütlerinin karşı karşıya bırakıldığı polis müdahaleleri; toplantı ve gösteri hakkının fiilen sınırlandırılması ve cezaevlerinden yansıyan hak ihlalleri, işkence yasağının yalnızca normatif düzeyde değil, uygulamada da korunması gerektiğini göstermektedir.

 

İşkencenin günümüzün sorunu olmaya devam etmesinin nedeni yalnızca şiddetin etkisi değil, aynı zamanda bu şiddet eyleminin cezasız kalmasıdır. Failin korunduğu, mağdurun susturulduğu, hakikatin görünmez kılındığı her durumda işkence, yeniden üretilir. Cezasızlık, işkencenin en güçlü müttefikidir.

 

Hukuk devleti; devletin yurttaştan korunması değil, yurttaşın devlet karşısında korunması anlamına gelir. Bu nedenle işkenceye karşı mücadele, yalnızca mağdurların değil, demokratik toplum düzenini savunan herkesin ortak sorumluluğudur. İşkence kişiye yönelse de hedef aldığı şey, toplumun kendisidir. Amaç yalnızca bedeni değil, dayanışmayı ve umudu da teslim almaktır.

 

İzmir Barosu olarak bir kez daha hatırlatıyoruz:

 

İşkence yalnızca bir suç değil, insanı ve toplumu teslim alma girişimidir. Ancak ne korku kalıcıdır ne de cezasızlık. İşkence suçları zamanaşımına uğramaz; hakikatin hafızası vardır. Bizler, insan onurunun, özgürlüğün ve eşitliğin yanında durmaya; unutmaya zorlananların hafızası, susturulmak istenenlerin sesi olmaya devam edeceğiz. İnsan onurunu savunmanın, hukuku savunmaktan; hukuku savunmanın ise özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğinin bilinciyle, işkence ve kötü muamelenin her türüne karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.