İzmir Barosu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla baro binası önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İzmir Barosu Genel Sekreteri Av. Zöhre Dalkıran yapılan açıklamada, İzmir Barosu olarak bu 8 Mart’ta “eşitlik mücadelesinde haklarımız var, vazgeçmiyoruz” şiarıyla yola çıktıklarını ve bu kapsamda bir panel düzenlediklerini belirterek, bir yıl önce yayımlanan İzmir Barosu Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddete Karşı Politika Belgesi kapsamındaki gelişmeleri aktardı.
Basın metnini, İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Av. Mürvet Elif Denizli okudu. Açıklamada, kadınların yaşam hakkına yönelik tehditlere dikkat çekilerek kadın cinayetlerine ve cezasızlık politikalarına karşı güçlü bir mücadele çağrısı yapıldı. Basın açıklamasında 8 Mart’ın bir kutlama günü olmaktan çok, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğu vurgulandı.
8 Mart’ın tarihsel arka planına değinilen açıklamada, 1857 yılında ABD’de daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve çıkan dokuma işçisi kadınların yaşamını yitirdiği yangının, bu günün ortaya çıkışında önemli bir dönüm noktası olduğu hatırlatıldı.
Açıklamada Türkiye’de kadınların hâlâ en temel sorununun yaşam hakkı olduğu ifade edilerek; kadınların evlerinde, işyerlerinde ya da kendi yaşamlarına ilişkin kararlar aldıkları için öldürüldüğüne dikkat çekildi. “Sadece şubat ayında 23 kadın öldürüldü, 29 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Sadece son bir hafta içerisinde ise 6 kadın katledildi. Tanık olduğumuz bu tablo münferit suçlardan ibaret değildir; bu tablo sistematik bir erkek şiddetinin ve giderek derinleşen bir cins kırımının göstergesidir.” ifadelerine yer verildi.
Kadın ve LGBTİ+ cinayetlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden beslenen yapısal bir sorun olduğu vurgulanan açıklamada, erkek egemen zihniyetin kamusal alanda, hukukta ve siyasette yeterince karşılık bulmamasının şiddeti daha görünür hâle getirdiği belirtildi. Ceza politikalarında caydırıcılığın zayıflatılması, iyi hâl ve haksız tahrik indirimlerinin rutinleşmesi ile koruma mekanizmalarının etkin işletilmemesinin kadınların ve LGBTİ+’ların yaşam hakkını tehdit ettiği ifade edildi.
Açıklamada ayrıca kadınların şiddetten korunmasına yönelik en önemli uluslararası metinlerden biri olan İstanbul Sözleşmesi’nin önemine dikkat çekildi. Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesinin, toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı önemli bir uluslararası güvenceden vazgeçilmesi anlamına geldiği belirtilerek bu kararın eşitlik mücadelesi açısından ciddi bir geriye gidiş olduğu ifade edildi.
Kadınların adalete erişiminin güçlendirilmesi gerektiğine de vurgu yapılan açıklamada, 6284 sayılı Kanun’un etkin biçimde uygulanmasının; koruma kararlarının gecikmeksizin verilmesi ve denetlenmesinin yaşamsal önemde olduğu belirtildi.
Açıklama, “Yaşam haklarımız pazarlık konusu değildir. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi geri döndürülemez! Toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadelede uluslararası standartlardan vazgeçilmemeli, İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe konulmalı, 6284 sayılı Kanun etkin biçimde uygulanmalı ve kadınların adalete erişimi güçlendirilmelidir. Normatif erkek egemen zihniyetin karşısında yaşam hakkını savunmaya, eşit ve özgür bir yaşam için mücadele etmeye devam edeceğiz.” ifadeleri ile son buldu.
Açıklamanın ardından meslektaşlarımızla birlikte “Kadın, Yaşam, Özgürlük” ve “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır, Vazgeçmiyoruz” sloganları eşliğinde Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne yürüyüş gerçekleştirildi.